Nurdoğan A. ERGÜN
Son dönemde AHBAP Derneği bünyesinde gündeme gelen ve kamuoyunda geniş yankı bulan yolsuzluk/suistimal iddiaları, gözleri bir kez daha yardım kuruluşlarının mali şeffaflığına ve denetim altyapılarına çevirdi. Bağışların yanında üye aidatları ve işletme gelirleriyle birlikte Türkiye’de yıllık bütçesi 70-80 milyar TL’yi bulan sivil toplum sektöründe, “iyi niyet”, “iyi yönetişim” ve “denetim” kavramları yeniden sorgulanmaya başlandı.
AHBAP Derneği’nde yaşanan mali suistimal iddiaları ve ardından başlatılan bağımsız soruşturma süreçleri, STK’lardaki risk yönetiminin hayati önemini bir kez daha ortaya koydu. Etik İtibar Derneği (TEİD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Cerebra CEO’su Fikret Sebilcioğlu, Uluslararası Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği (ACFE) verilerine dikkat çekerek, “STK’lar gelirlerinin yaklaşık yüzde 5’ini suistimal nedeniyle kaybediyor. Türkiye bağış ekonomisinde bu oran milyarlarca lira kayba işaret ediyor” ifadelerini kullandı.
STK’larda iç denetim %57’lerde kalıyor
ACFE’nin Küresel Suistimal Raporu’na göre, kâr amacı gütmeyen kuruluşların iyi niyetle kurulmuş olmasının onları suistimalden korumadığına dikkat çeken Sebilcioğlu, “İncelenen vakalarda ortalama medyan zarar yaklaşık 75 bin dolar.
Rapordaki dikkat çekici diğer bulgu ise STK’ların, suistimal riskine karşı sanıldığından daha kırılgan olmaları. Bunun temel nedenleri arasında sınırlı kaynaklar, daha zayıf gözetim mekanizmaları ve bazı kritik iç kontrollerin yeterince güçlü kurulmaması yer alıyor. Bu nedenle, bir suistimal ortaya çıktığında hem zararı önlemek hem de sonrasında telafi etmek bu kurumlar açısından çok daha zor hale gelebiliyor” diye konuştu.
STK’ların şirketlere kıyasla önleyici kontrol mekanizmalarını daha az uyguladığını belirten Sebilcioğlu, şunları söyledi: “Şirketlerde sürpriz denetimler yüzde 40 uygulanırken STK’larda sadece yüzde 21. Şirketlerde yüzde 43 olan suiistimal risk değerlendirmesi STK’larda yüzde 24 iken, iç denetim şirketlerde yüzde 76, STK’larda sadece yüzde 57. Bu tablo, STK’larda suiistimal risk yönetiminin çok daha güçlü bir şekilde ele alınması gerektiğini gösteriyor.”
Afet yönetiminde hız-denetim dengesi kurulmalı
Özellikle afet dönemlerinde bağışçı güveninin ve hızlı aksiyon almanın ön planda olduğunu belirten Fikret Sebilcioğlu, aciliyet gerekçesiyle standart kontrol mekanizmalarının devre dışı bırakılmasının büyük bir hata olduğunu vurguladı. AHBAP Derneği örneğinde olduğu gibi, devasa kaynakların aktığı yapılarda yaşanan olası aksaklıklar ve suistimal iddiaları bağışçı nezdinde ciddi yaralar açabiliyor.
Sebilcioğlu, bu noktada sorunun aciliyet değil, kriz anlarına önceden hazırlanmamış süreçler olduğuna dikkat çekti ve ekledi: “Acil karar alma ihtiyacı nedeniyle görevlerin ayrılığı zayıflar, satın almalar hızlanır ve kontroller gevşer. İyi niyetle alınan hızlı kararlar, yeterli belge ve onay süreçleri olmadan gerçekleştirildiğinde suistimal iddialarına zemin hazırlar. Çözüm denetimi yavaşlatmak değil, kriz dönemleri için önceden tanımlanmış yetkiler, onay mekanizmaları ve eş zamanlı izleme süreçleri kurmak.”
Çok bağış toplayan değil en şeffaf olan STK güçlü
Bir STK bünyesinde suistimal şüphesi doğduğunda yapılan en büyük hatanın olayı gizlemeye çalışmak olduğunu ifade eden Sebilcioğlu, güveni sarsan ana unsurun suistimalin kendisinden ziyade kurumun buna verdiği tepki olduğunu kaydetti. Sebilcioğlu’na göre, özellikle geniş kitlelere ulaşan STK’ların olası iddialar karşısında bağımsız soruşturma başlatması, dijital veri ve belgeleri derhal koruma altına alarak adli muhasebe teknikleriyle şeffaf bir süreç yürütmesi şart.
Gelinen noktada bağışçıların artık sadece süslü faaliyet raporları değil, her ödemenin ve kararın geriye dönük izlenebildiği somut kanıtlar istediğini belirten Fikret Sebilcioğlu, “Bugün STK’lar açısından en kritik konu artık ‘iyi niyet’ değil, iyi yönetişimdir. Bir STK’nın ‘şeffafız’ demesi yetmez, her satın almanın kim tarafından, neden ve hangi fiyatla yapıldığının gösterilmesi gerekir.
STK’lar için asıl soru ‘Toplum bize güveniyor mu?’ değil, ‘Toplumun bize güvenmesini sağlayacak sistemi kurduk mu?’ olmalı. Geleceğin güçlü STK’ları en fazla bağış toplayanlar değil, en yüksek şeffaflık ve suistimal risk yönetimi standartlarını kurabilen kurumlar olacak” ifadelerini kullandı.
STK’larda en sık görülen suistimal türleri
-Rüşvet, çıkar çatışması gibi suistimal türlerini içeren yolsuzluk,
-Sahte faturalandırma,
-Harcama suistimalleri,
-Nakit hırsızlığı,
-Bordro suistimalleri,
-Mali tablo hileleri.
Suistimal iddiasında ilk yapılacaklar
-Elektronik veriler derhal güvence altına alınmalı,
-İlgili kayıt ve belgeler korunmalı,
-Bağımsız bir soruşturma başlatılmalı,
-Çıkar çatışması bulunan kişiler süreçten uzak tutulmalı,
-Soruşturma profesyonel, tarafsız ve kanıt temelli yöntemlerle yürütülmeli.
-En önemli ilke ise soruşturmayı yöneten kişilerin olayın tarafı olmaması ve incelemenin tamamen bağımsız bir bakış açısıyla yürütülmesi.
